“AK Parti eski AK Parti değil”

“AK Parti eski AK Parti değil”

Emekli Anayasa Mahkemesi Üyesi Uyuşmazlık Mahkemesi önceki dönem Başkanı Av. Celal Mümtaz Akıncı,
AK Parti’nin eski AK Parti olmadığı için tercihini DEVA Partisi’nden yana kullandığını söyledi

 

Emekli Anayasa Mahkemesi Üyesi Uyuşmazlık Mahkemesi önceki dönem Başkanı, Afyonkarahisar Barosu eski Başkanı Av. Celal Mümtaz Akıncı, geçtiğimiz günlerde DEVA Partisi’ne üye olarak aktif siyasete girmesinin ardından Kocatepe Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Burak Aydın’ın sorularını cevaplandırdı.
“ADLİYE BİNASI 20 YILDA
YETERSİZ HALE GELDİ”
Av. C. Mümtaz Akıncı, mevcut adliye binasının yetersiz kaldığını söyledi. Akıncı, “Ne yazık ki mevcut adliye binamız yetersiz. Mevcut Baro Başkanımızla yaptığım görüşmelerde hemde diğer meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerdie bu ortaya konuluyor. Keza Sayın Başsavcımız ve Adalet Komisyonu Başkanımızla yaptığımız görüşmelerde adliyenin artık giderek yetersiz geldiğini herkes ifade ediyor. Hatta mevcut adliye içerisinde alçıpanla koridorda meydana getirilmek suretiyle alan açılmaya çalışıldı. O da yetmedi. Şu anda bildiğim kadarıyla icra dairesi cezaevinin arkasında bir binaya taşınmış olduk. O dönemde adliyenin ilk yapıldığı süreçte Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bizim de Ankara Üniversitesi Fakültesi’nden hocamızdı. Sayın Bakan yer belirlenmesi için Afyonkarahisar’ımıza geldiğinde mevcut yer dışında dedim ki Sayın Bakanım şu andaki eski adliyemiz, Ordu Bulvarı’ndaki Caddemizin arkasında Karaman Mahallesi’nde bir arsamız daha var dedim. Hatta hatırlarsınız orasının hafriyatı yapılmıştı. Derin bir hafriyattı. İçine su dolmuştu. Etrafı paravanla çevrilmiş. O vaziyette kalmıştı. Sayın Bakanım dedim, eski adliyeyle birlikte burası yapılırsa yeni adliye, ön taraf, savcılık adliyesi olur, eski adliye. Arka tarafta mahkemeler adliyesi olur ve Afyon merkezinde adliyemiz faaliyet gösterir dedim. Sağ olsun Sayın Bakan o zaman geldi. Yerini gördü. Hatta beğendi de. Çünkü bayağı geniş bir arsası vardı yanılmıyorsam. Dört bin metrekare civarında bir arsaydı. Yani beş kat yapılması halinde yirmi bin metrekarelik filan bir adliye olabilecekti. Mevcut adliyemiz yanılmıyorsam dört bin metrekarelik bir alanda. Arsamız 14 bin metrekarelik kullanım alanı olan bir bina oldu ve ne yazık ki çok kısa sürede 2023 yılı itibariyle yaklaşık 20 yıl da yetersiz hale geldi. Aslında bu toplumsal olarak yaşadığımız sıkıntıyı da gösteriyor.” dedi.
“ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR
BU SORUNU ÇÖZMEMİZ LAZIM”
Adliye binasının yetersiz kalmasının toplumsal olarakyaşanan sıkıntıyı gösterdiğinin altını çizen Akıncı, “Aslında bu toplumsal olarak yaşadığımız sıkıntıyı da gösteriyor. Nasıl bir sıkıntı? Demek ki toplumda ihtilaflar uyuşmazlıklar giderek artıyor. Bize artık adliyeler yetmiyor. Cezaevleri yetmiyor. İcra dairelerinin çoğalmasıyla da ilgili haberler sayılarının artmasından dolayı hatta işte kanun çıkarıldı bildiğim kadarıyla. İki bin liranın altındaki alacakların dosyaları işlemden kaldırıldı. Yani bu durum bir ülke için aslında hiç hayra alamet bir durum değildir. İnsanlarımızın sürekli birbiriyle davacı, davalı, alacaklı, borçlu olmaları toplumsal olarak alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Halbuki toplumsal olarak bunu çözmemiz gerekir.” diye konuştu.
“TÜRKİYE OLARAK
AHLAK REFORMUNA İHTİYACIMIZ VAR”
Türkiye’de zaman zaman ifade edildiği gibi anayasa ve hukuk reformu yapılması gerektiğinden söz edildiğini dile getiren Akıncı, “1982 anayasasının darbe anayasası olduğundan hala bunun kalıntılarını taşıdığından ifade ederiz. Sıkça hep hukukçular olarak şikayet ederiz. Ama acaba anayasaları değiştirerek, kanunları değiştirerek bu sorunları çözebiliyor muyuz? Evet. O önemli bir soru. Hani bir zaman zaman verdiğimiz örnek var. Bataklık metaforu. Bataklık orada durdukça, bataklık sivrisinek ürettikçe biz ne kadar sivrisinek avlarsak avlayalım kökü kesilmez. Dolayısıyla bizim bu ihtilafları toplumsal uzlaşmazlıkları, kavgaları kökünden çözecek bir ahlak reformuna ihtiyacımız var. Eskiden bu kadar çok davamız yoktu. Gene aynı toplumdu Türk milleti olarak aynı insanlar yaşıyordu bu ülkede bu kadar çok davacı, davalı değildik. Her geçen gün, her geçen yıl bir öncekini aratır hale geldi. Dolayısıyla bence Türkiye’de en en önemli yapılması gereken şeylerden bir tanesihukuk reformuyla, anayasa reformuyla birlikte ahlak reformu. Biz evet. Ahlaklı, namuslu, dürüst, erdemli insanlar yetiştirebilirsek, ahlaklı, namuslu, dürüst, erdemli insanlar örneğin devlet malına el uzatmaz başkasının ırzında, namusunda gözü olmaz. Doğru bir memur ise görevini dürüst yapar. İşçiyse mesaiden kaytarmadan aldığı parayı helal ettirmek için canının dişine takar ve canla başla görevini yapar. Müteahhitse çimentodan, demirden, malzemeden çalmaz. Depremde binalarımız yıkılmaz. Doğru doktorsa bıçak parası istemeden, hastayı yaşatmak için tedavi etmek için elinden gelen gayreti gösterir. Hukukçuysa, adil, dürüst karar vermek için canıyla, başıyla çalışır, gayret eder. Aynı şekilde ya avukat da olabilir, hakim de olur, dediğim gibi öncelikle Türkiye’de çözmemiz gereken konulardan, sorunlardan bir tanesi bence ahlak reformu. Eğer bunu başarabilirsek bizim bu kadar çok adliyeye bu kadar çok cezaevine hakim, savcıya ihtiyacımız olmaz. Çünkü 20 yılda mevcut adliye binasının yetersiz geldiğini söylüyoruz. Yeni bir adliye yapmak için yine bütçeden dünyanın parasını harcayacağız. Halbuki oraya harcayacağımız parayı oraya harcamayıp da fabrikalar yapsak, istihdama yönelecek fabrikalar kursak daha iyi değil mi? Yani aslında adalet tabii önemli bir görev asla yerine getirilmekten kaçınılmayacak bir görev. Ama keşke keşke işte keşkeler çok Türkiye’de ne yazık ki. Keşke ifade ettiğim gibi ahlak reformu yaparak daha çok adliyeye, daha çok cezaevine, daha çok hakim, savcıya ihtiyaç kalmadan sorunları çözelbilsek.” şeklinde konuştu.
“GÖREVDEN VE FEDAKARLIK
YAPMAKTAN KAÇMADIK”
Afyonkarahisar Baro Başkanlığı görevinde iken Anayasa Mahkemesi Üyeliği ve Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı gibi üst düzey görevlere gelme sürecini aktaran Akıncı, “Afyonkarahisar’da avukatlık yaparken 2001 yılından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilinceye kadar 9 yılda Baro Başkanlığı görevini ifa ederken zaman zaman önceki Anayasa Mahkemesi kararlar verdiğinde, örnek verirsek işte türbanla ilgili, ondan sonra 367 ile ilgili kararlar verildi önceki dönemde. Bir avukat ve bir Baro Başkanı olarak çıkıp diyordu ki Anayasa Mahkemesi hukuki değil siyasi kararlar veriyor. Anayas Mahkemesini eleştiriyorduk. Dolayısıyla 2010 yında malumdur bir referandumla anayasa değişikliği oldu. Bir referandum sonucu Anayasa Mahkemesi üye sayısı 15’ten 17’ye çıktı. İki ilave kontenjan konuldu. Bu kontenjanın bir tanesi Baro Başkanlarının seçeceği bir avukat. Diğeri de Sayıştay üyelerinin seçeceği bir Sayıştay üyesiydi. O süreçte Baro Başkanı arkadaşlar ‘Hadi Mümtaz Bey aday ol.’ deyince kurulu düzenimiz var. Avukatlıktan da iyi para kazanıyoruz. Bu saatten sonra gidip de maaşa mı talim edeceğiz? İşte hanımın eczanesi var, çocukların okulları var. Afyon’da, kendi memleketimiz, akrabalarımız, eşimiz, dostumuz burada. Demek ilkesizlik olacaktı. Neden eleştiriyorduk Anayasa Mahkemesi’ni. O eleştirdiğin Anayasa Mahkemesi’ni 17’de bir oranında bir pay düşüyorsa o o görevi yerine getirmek en büyük şeref ve bizim için de görev olacaktı. Görevden kaçılmaz dedik. Bu fedakarlık bize düşüyorsa bu fedakarlıktan kaçınmaz dedik. Ve öylece bıraktık ve Anayasa Mahkemesi üyeliği için belirlenen üç aday içerisine girdik. Baro Başkanları tarafından yapılan oylama sonucunda ve sonrasında da TBMM o üç kişiden bizi layık gördü ve avukatlığı bırakıp 2010 yılından itibaren emekli oluncaya kadar Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptık. Son bir yılımızda da Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı görevine layık gördü arkadaşlar ve finali de öylece yapmış olduk.” ifadelerini kullandı.
“BEKLENTİM OLMADAN
KATKI SUNMAK İÇİN SİYASETE GİRDİM”
Şahsı ve memleketi Afyonkarahisar için gurur verici üst düzey görevlerin ardından neden siyasete girdiğini açıklayan Akıncı şu ifadeleri kullandı: “İfade ettiğim gibi arkadaşlar ‘Hadi Mümtaz Bey Anayasa Mahkemesi’ne aday ol dediklerinde görevden kaçmak ilkesizlik olacaktı. Ya bu fedakarlık bize düşüyorsa bu fedakarlıktan kaçmayız dedik. Şimdi de emekli olduktan sonra da arkadaşlarımızdan yine teklif geldi. Siyasete atılma noktasında. Bizim bu ülkeye bir vefa borcumuz var. Bu ülke, bu millet bizi ilkokulundan, ortaokulundan, lisesinden, üniversitesine kadar okutup, belli bir meslek sahibi yaptı. Bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ülkeye karşı bir vefa borcumuz var. Ecdadımız, atalarımız ki ben bir gazi torunuyum. Bu ülkeyi kurtarmak için can vermiş, kan dökmüşler. Teklif gelince, biz de hiç olmazsa ülkemizin yararına hizmet etme noktasında ter dökemez miyiz dedik ve bu duygularla görevden kaçılmaz. Madem bizim bir katkımız olacaksa ki herhangi bir beklenti olmadan askerlikteki rütbelerden örnek verirsem; Her onbaşı, subay, ya da general herhangi bir rütbe beklentisi olmadan beklentisizce biz görevden kaçmayız şekilde siyasete girmiş olduk.”
“DEVA PARTİSİNİ MİZACIMA
YAKINLIĞINDAN TERCİH ETTİM”
Siyasete girme tercihini neden Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA) yana kullandığını anlatan Akıncı, “Mevcut iktidar bir metal yorgunluğundan söz ediyordu. 22 yıldır süre gelen bir iktidar var. Siyasette bir hizmet yarışı. Evet. Hizmet yarışının da centilmen bir şekilde yürümesi lazım. Ve kendimi mizaç olarak DEVA Partisi’ni daha yakın gördüğüm için DEVA Partisi’ni tercih ettim. Tercih sebebimiz bu diyebilirim.” ifadelerini kullandı.
“ÇOĞU GENÇ AVUKAT BENİ TANIMIYOR LİSTEDE YER ALAMADIM”
Afyonkarahisar Baro Başkanlığı seçimlerinde Barolar Birliği delege adayı olarak listede yer aldığını dile getiren Akıncı şunları söyledi: “Malum listeler başkan tarafından hazırlanıyor. Afyonkarahisar Baro Başkanımız Sayın Turgay Şahin’e benim listede bulunmam, Afyon’un temsili noktasında bir fayda sağlayacaksa beni listene yaz. Yazsan da olur, yazmasan da olur. Yazsan memnun olurum. Yazmasan da hiçbir şekilde darılmam, gücenmem dedim. Sağ olsun Turgay Başkan beni onore etmek için tecrihini listeye yazma yönünde kullandı. Ama tabii ben 12yıldır Afyon’dan uzağım. Ben Afyonkarahisar’ımızdan Baro Başkanlığını bırakıp Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevine gittiğimde Baromuzun avukat sayısı yanılmıyorsam 298 civarında 300 bile değildi. Ama döndüğümde sayı yedi yüzlere ulaşmış. Çoğu genç arkadaşlar Celal Mümtaz Akıncı kimdir? Nedir? Tanımıyorlar. Beni tanımadıkları için, bilmedikleri için de muhtemelen oy verilmedi ve delege listesinde yer alamadık. Bu bir tercih meselesidir. Arkadaşlarının tercihine saygı duyuyorum.”
“HUKUK EĞİTİMİ 6 YIL VE
FAKÜLTELER NİTELİKLİ OLMALI”
Afyonkarahisar Baro Başkanlığı görevine olağanüstü bir genel kurul toplantısı ile seçildiğini hatırlatan Akıncı şunları söyledi: “2001 yılında olağanüstü bir genel kurulla Baro Başkanlığı seçiminde göreve seçildim. Adil Bey’in kalan görev süresini tamamladım. Daha sonra Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevine gidinceye kadar Baro Başkanlığını sürdürdüm. Ben Baro Başkanı iken 298 olan Baromuzun üye sayısı şimdi 700’ün üzerine çıktı. Çok sayıda hukuk fakültesi var. Halbuki nitelik iyi olmalı ki şikayet ettiğimiz konulardan biride budur. Sokağa çıkıp hangi vatandaşa adaletten memnun musunuz? Adaletin işleyişinden memnun musunuz sorusunu sorsak çoğu kişiden ne yazık ki bir dokunup bin ah işiteceğimiz kabilinde cevaplar gelir. Bu da bence nitelikli hukukçular yetiştiremediğimizin göstergesidir. Adalet hakikaten her zaman söylediğimiz gibi devletin temelidir. Devletin temeli için bizim çok nitelikli, donanımlı, gerçekten birinci sınıf hukukçular yetiştirmemiz lazım. Bana göre dört yıllık hukuk eğitimi yeterli değil. Hukuk eğitimi bana göre en az altı yıl olmalı. Yani tıp fakültesi gibi. Bunun dört yılı nazari bilgiler, iki yılı da tatbiki bilgiler. Nasıl tıp fakültesinde dört yıl nazari bilgiden sonra intern oluyor doktorlar hastanelerde bilfiil çalışarak doktorluğu bir anlamda hani çıraklık yaparak öğreniyorlar. Hukukçuluk da aynı şekilde sadece nazeri bilgilerin verildiği bir eğitim, öğretim olmamalı. Tatbikatı yapılarak haciz nasıl yapılır? Duruşma nasıl yapılır? Çocuk teslimi nasıl yapılır? Yargılama nasıl yapılır? Hangi mahkemeler hangi yargılamaları yapar? Tabii bunun nazari bilgilerini görüyorsunuz derslerini okuyorsunuz ama bir şeyi öğrenmek için onu bizzat ifa etmek, yerine getirmek ya da yapılışını görmek öğrenimi daha kolaylaştırır. Yani nazariyeyle tatbikatı örtüştürmek, birlikte götürmek lazım. Bana göre o yüzden hukuk öğretimi de en az 6 yıl olmalı ve bu kadar çok hukuk fakültesi olmamalı. Maalesef hukuk fakültelerinde şu anda ders verecek profesör bulunamıyor. Zaman zaman avukat meslektaşlarımız dersler boş geçmesin diye hukuk derslerine girmek zorunda kalıyorlar. Enteresandır şu anda Afyon Kocatepe Üniversitesi bünyesinde hukuk fakültesi var. Ama şu anda bilmiyorum kaç tane profesör var? Yani profesör sayısının dördü, beşi geçtiğini zannetmiyorum. Çok büyük oranda fedakarlıkla mevcut hocalarımızın sırtında iş yürüyor. Ya da çoğu ilde taşımalı hoca ile iş yürütülüyor. Ankara Üniversitesi’nden en yakın hukuk fakültesi Sakarya’ya kadar bilmiyorum Afyon’a da gelen var mı? Ya da Eskişehir’de en azından belki kadro daha iyidir büyükşehir olduğu için. Ama çoğu şeylerde illerde ne yazık ki hoca yetersizliğinden dolayı hocalar taşımalı olarak ders vermekte. Bu da hocaların yorgun olarak ders vermesini sağlıyor. Kimi zaman derse geç kalmaları söz konusu olabiliyor. Ve bu niteliğin düşmesine sebebiyet veriyor. Bu kadar çok hukuk fakültesi açmak yerine nitelikli eğitim verecek ve en az da eğitim süresinin altı yıl olduğu fakülteler olması gerektiğini düşünüyorum. Hakimlik stajı şu anda iki yıl. Şimdi hakim ve savcılıkta avukatlıkla malum önceden sınav yoktu. Avukat olmak için şimdi devlet sınavı getirildi. Hakim olacaklar da avukat olacaklar da devlet sınavından geçecekler. Ama bu yasanın yürürlüğüe girmesi sanırım 2024 yılında olacak.”
“YARDIMCILIK SONRASI SINAVDA
BAŞARANLAR HAKİM OLMALI”
Avukatlık mesleğine yönelik düşüncelerini aktaran Akıncı sözlerine şöyle devam etti: “15 Temmuz darbe kalkışması gibi ülkemizde bir felaket yaşadık. Hakimlik stajı yarıda kesildi. Çoğu genç arkadaşlarımız hemen hakim olarak atandılar. Çok yeterli niteliğe sahip olmaması, tecrübeye sahip olmaması nedeniyle ne yazık ki şu anda çok önümüze gelen şikayetler vardı. Özellikle bireysel başvuruda başvurularda hakimlerimizin yaptığı yanlışlardan dolayı. O yüzden hakim yardımcılığı gibi bir müessese olsa en azından 2-3 yıl hakim yardımcısı olarak kıdemli hakimlerin yaşlı, donanımlı, bilgili hakimlerin yanında 2-3 yıl hakim yardımcılığı yaptıktan sonra sınava tabi tutulmak suretiyle sınavda başaranlar hakim olarak atansalar, şu andakinden çok daha nitelikli, çok daha başarılı bir adalet sistemi yürürdü diye düşünüyorum. Aynı şekilde noterlik için de böyle bir teklifim vardı. Noter yardımcılığı. Benim de noterlik belgem vardı. Varsayalım ki ben Anayasa Mahkemesi’ne gitmek yerine, ya avukatlıktan da usandım, yoruldum. Noterlik daha rahat. Avukatlık ruhsatını aldığınız an her kişi için başlıyor bu süreç. Avukatlıkla ilgili böyle bir şey yok, süre yok. Noterlik için askerliğinizi yaptıktan sonra, Noterler Birliğine, avukat ruhsatınızla beraber başvuruyorsunuz. Size hemen bir noterlik belgesi veriyor. Sınavı filan yok. Dolayısıyla münhal yani noterlikler boşaldıkça herkes müracaat ediyor. Müracaat edenler için en kıdemlisi, en eski numaraya sahip, başvuru numarasına sahip olan kimse o atanıyor. Ama işte ifade ettiğim gibi ben diyelim ki işte avukatlıktan yoruldum, usandım. Artık noterlik yapayım dedim. Ama ben noterliği bilmiyorum. Noterlik ayrı bir şey. Farklı bir şey. Onun için mesela kıdemli noterliklerin yanına noter yardımcılıkları ihlas edilsin. Yerine noter hukukçu, noter yardımcıları dört yıl yardımcı olarak kıdemli, başarılı noterlerin yanında yardımcılık yapsın. Sonrasında boşalan noterliklere o noter yardımcılıklardan atama yapın ki çıraklığını yaptığı işin noterliğe başlasın.”
“AK PARTİDEN TEKLİF GELMEDİ,
ARZUM PARLAMENTER SİSTEM”
“Afyonkarahisarlılar hükümetin beğendiniz beğenmediğiniz icraatları neler? En çok da AK Parti’yi değil de neden DEVA’yı tercih ettiniz? Siz ne etkiledi diyorlar?” diyen Akıncı, “Son dönemde bir anayasa değişikliği ile 2017 yılında anayasa değişikliği ve başkanlık sistemine geçildi. Benim arzu ettiğim şey parlamenter sistem. Parlamenter sistemde güçler ayrılığı var. Yasama, yürütme ve yargı ayrı güçler olarak faaliyet gösteriyorlar. Yasama ya da yürütme yanlış yaptığı zaman diyelim ki yasama anayasaya aykırı bir kanun çıkarttı. Ne yapıyorduk yargı olarak? Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya aykırı olan kanunu iptal ediyor. Yani emniyet sibopları vardı Türkiye’de. Şimdi yani o emniyet sübopları ne yazık ki ortadan kalktı. Başkanlık sistemi sistemiyle güç tek elde toplanmaya başladı ve bu ne yazık ki varsayalım ki yanlış yapıldı. Tek kişi tarafındanki geçen mesela EYT meselesinde buna hepimiz tanık olduk. EYT meselesinde Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, açıklama yaptı. Halbuki bunun TBMM tarafından yapılması gerekir. Yani güçler tek elde toplanmış oluyor. Hani Türkiye’de demokrasi vardı? Oradaki sayın milletvekilleri sadece bir kişinin talimatıyla mı hareket edecekler? Hepimizin, milletimizin temsilcisi değil mi bu vekillerimiz? O sebeple AK Parti’den de teklif gelmedi bu bir. İkincisi AK Parti’yi tercih etmemem ya da DEVA Partisi’ni tercih etmemin sebebi budur. Güçler ayrılığı ve parlamenter sistem tercih edildiği için DEVA Partisi tarafından ve DEVA Partisi lideri Sayın Ali Babacan gerek Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde gerekse Ekonomiden Sorumlu Bakanlık yaptığı dönemde gerçekten çok başarılı işlere imza attı. Şaibesiz, dürüst, namuslu tertemiz bir insan. O sebeple oradan teklif gelince de benim de mizacen kendisine yakın yakın hissettiğim bir parti olduğu için DEVA Partisi’ni tercih ettim.” diye konuştu.
“GENEL BAŞKANIMIZ ÜRETİMİ BAYRAKTAR GRUBUNUN YAPMADIĞINI SÖYLEDİ”
C. Mümtaz Akıncı, geçmişte merhum Aykut Edibali çizgisinde siyasi hayatı olduğunu 2009 yılına kadar yaklaşık 4 yıl Millet Partisi İl Başkanlığı yaptığını belirtti. Partisinin Genel Başkanı Ali Babacan’ın gündem oluşturan İHA, SİHA ve HDP ile ilgili sözlerini yorumlayan Akıncı, “İHA’larla, SİHA’larla ilgili, HDP ile gili Sayın Genel Başkanımızın tamamen yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Celal Mümtaz diye bir twitter hesabım var. Orada bir Sayın Genel Başkan’ın 2012’den itibaren İHA’larla SİHA’larla ilgili söylediği sözler var. İHA olarak SİHA olarak kimsenin karşı çıkması mümkün değil. Orada Sayın Genel Başkanın kast ettiği şey sadece Türkiye’de İHA’lar ve SİHA’ların Bayraktar Grubu tarafından üretilmediğidir. Üretim Vestel tarafında yapılıyor. Dolayısıyla aslında kaliteli İHA’ların SİHA’ların üretilmesi için en önemli şeylerden bir tanesi de rekabetin olması. Sayın Genel Başkanın burada kastettiği rekabetçi sadece Sayın Cumhurbaşkanı’nın olması sebebiyle haksız bir rekabet söz konusu olmasından dolayıdır. Sanayideki söz konusu karşı olması söz konusu değil hemen sadece bir fason üretimi değil bunun teknolojisini de anlayabilen hatta teknoloji geliştirmede de paydaş olan bir ülke olması gerektiğini hep söylüyorum. Terörizmle mücadelede örneğin bu İHA’lar bizim çok acil ihtiyacımız fakat müttefiklerimiz vermedi. Derhal çok sayıda özel şirket Türkiye’de İHA geliştirme çalışmalarına başladı. Bunlara biz destek verdik. Şu anda sadece kendimiz kullanmıyoruz. Bunlar ihraç da ediliyor. Dolayısıyla savunma sanayiyle ilgili gelişmeler gerçekten çok kıymetli. Cumhurbaşkanı’nın damadının bir şirketi var ve bu şirket bir teknoloji şirketi ve bu şirketin ürettiği silahlar geniş kesimler tarafından teveccüh görüyor. Şimdi bu şirket sadece diyor ki benim olan kaybederse biz bittik, bizi yaşatmazlar. Bizim savunma sanayindeki kendi kapasitemizin, yerli kapasitemizin artması, yerli teknolojimizin ilerlemesi ülkemizin güvenliği açısından son derece önemli. Özellikle insansız hava araçlarıyla ilgili Türkiye’de oluşan üretim kapasitesinin ve teknolojinin son derece önemli olduğunu düşünüyoruz ve ülkemizin gurur kaynağı olduğunu düşünüyorum. İHA’ların ve SİHA’ların güvenlik sistemi açısından ne kadar önemli olduğunu iyi bilen bir insanım. Türkiye’nin kendi milli kapasitesi olmadığı zaman bu konuda ne kadar sıkıntı çektiğimizi de yaşadım. Amerika’dan ve İsrail’den bu konuda bağımlılık yaşadığımız dönemlerde askeri operasyonların ne kadar güç olduğuna şahit olduk. Milli kapasitenin artması çok önemli ve biz bu projelerle gurur duyarız dedim. Bakın bunların hepsini söylüyorum. Bir firması olmasını Türkiye’nin beş firması olsun, on firması olsun. Bundan niye korkuyoruz? Bu alanda tek bir şirketin daha yukarıya konulması, diğer şirketlerin de o eşitlik ilkesinin dışında şirketlere adil ve eşit şekilde devletin destek vermesi lazım. Yani bu arkadaşların hakkını da teslim etmemiz lazım. Önemli bir mesafe kaydettiler. Kaç tane ülkeye ihracat yapıyorlar? Bütün bu projeler bakın bizim gururumuzdur dedim. Bu şirketin de yanında oluruz, arkasında oluruz. Yeter ki yaptıkları iş doğru olsun. İHA’larla, SİHA’larla ilgili genel başkanımızın görüşlerine aynen katılıyoruz. Çünkü burada bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet verildi. Bilindiği üzere siyasette ne yazık karşınızdaki rakibin hemen bir açığını bulup ondan dolayı bir anlamda hani güreşte iki puan almak gibi ne yazık ki böyle olmaması lazımdır.” şeklinde konuştu.
“VATANDAŞ OLARAK ALTILI MASA
KONUSUNDA ÇOK UMUTLUYUM”
Siyasetin centilmenlik ve hizmet yarışı olduğuna değinen Akıncı sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülke hepimizin ülkesi. Doğru bu yarışta centilmence yapılmalı. Bir boşluğunu bulayım da gol atayım hesabıyla hareket edilmemesi lazımdır. Ama biraz tabiatı böyle olmuş artık. Ama ne yazık ki yani iyi niyetle hareket edilmesi lazım. Hatta ben bir vatandaş olarak bu altılı masa konusunda şahsen çok umut varım. Çünkü altılı masada çok değişik görüşler şu anda temsil ediliyor. Bunu bir Türkiye mozaiği gibi düşünün. Ülkemizi kalkındırmak için ileri, mutlu, huzurlu bir ülke haline getirmek için kavga etmek yerine güçlerimizi birleştirerek işi ehline vererek ülkeyi kalkındırmak hepimizin boynunun borcudur. Siyasetin amacı bu değil mi? Sürekli çekişerek kavga ederek birbirimize hakaret ederek, ötekileştirerek elimize ne geçecek?
Halbuki işte altılı masa bu anlamda benim için bir umut kaynağıdır. İnşallah bu birliktelik sadece seçime kadar bir birliktelik olmaz. Seçimden sonra da Türkiye’nin ilerlemesi için müreffeh, mutlu, huzurlu bir ülke olması için liderler bir araya gelir, ortak akılla istişareyle, sağduyuyla ülkeyi yönetme gayreti içinde olurlar. Hemen seçimden sonra bölünüp parçalanmamasını umut ediyorum. Keşke bu birlikteliği sağlayabilsek.”
“TÜRKLÜK KAVRAMININ ANAYASA’DAN ÇIKMASINI İLK AK PARTİ GETİRDİ”
DEVA Partisi Lideri Ali Babacan’ın, Türklük ifadesinin anayasadan çıkarılmasıyla ilgili beyanatını yorumlayan Akıncı şöyle konuştu: “Türklük meselesi siyaset malzemesi yapılan bir konu. 2012 yılında AK Parti tarafından TBMM’ye sunulan anayasa taslağında, teklifinde de aynı altmış 6’ncı maddeyle ilgili teklif aynı şekilde daha kuşatıcı kimsenin kendisini dışlanmış ötekileştirilmiş yabancılaştırılmış hissetmeyeceği herkesi kuşatan 85 milyonu kucaklayan bir düzenleme yapılsın diyen AK Parti’dir. 2021 yılında zaten bunu getirdi. Şu anda DEVA Partisi’nin söylediği de farklı bir şey değil. Kaldı ki bu altılı masa tarafından bir anayasa taslağı mutabakat sağlandı. Anayasanın 80 civarında maddesinde bir ğişiklik yapılması konusunda mutabakat sağlandı. Burada da o 66’ncı maddeyle ilgili değişiklik önergesi de yok. Sonuçta ne derseniz deyin söz milletimizindir. Milletimiz bunu tasvip ederse anayasa öyle değişir. Sadece bunu böyle değiştirmek istiyorum demekle anayasayı değiştiremezsiniz.”
“AK PARTİ ESKİ AK PARTİ OLMADIĞI İÇİN TERCİHİMİ DEVA’DAN YANA KULLANDIM”
Anayasa Mahkemesi Üyeliğine, adaletten, doğruluktan şaşmamak üzere o dönemin Başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından adaletle hükmetmesi, doğru kararı vermesi için seçildiğini belirtti. Akıncı, “Ben sıraladığım sebeplerle bu refleksle hareket ettim. Burası bir yargı kurumudur. Her ne kadar AK Partili vekillerin oyuyla seçilmiş olsam da ben görev yaptığım süre içinde adaletten, doğruluktan şaşmamaya gayret gösterdim. Bundan dolayı şimdi DEVA Partisi’ne katılmış olmam hasebiyle de bir ahde vefasızlık yaptığımı düşünmüyorum. Çünkü ifade ettiğim gibi AK Parti kuruluş felsefesindeki prensiplerinden, kurallarından taviz vermeseydi biz de zaten AK Parti’nin yanında olurduk. AK Parti 2002 yılında kurulduğu zamanki felsefe ile mi şuanda yürütülüyor? İstişare var mı? İşin ehline verilmesi var mı? Ehliyet ve liyakat var mı? Maalesef bunlar yerine getirilmediği için istişare bir kenarda kaldığı için, ehliyette liyakatte dikkat edilmediği için AK Parti artık eski AK Parti olmadığı için ben tercihimi bu yönde kullandım.” dedi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
2022-08-26 12:14:23